2026 yılında Türkiye ekonomisi, dezenflasyon sürecinin devam ettiği, ancak iç talepteki sınırlı toparlanma, küresel belirsizlikler ve enflasyonist baskıların etkisiyle ılımlı bir büyüme evresinde seyretmeye devam etmektedir. Özellikle belirsizlikler ve enflasyonist baskılar üretim hacmi açısından imalat sanayi sektörünü oldukça etkilerken bu durum “PMI endeksi” ni olumsuz şekilde etkilemektedir.
PMI Endeksi Nedir ve Neden Önemlidir?
PMI, imalat sanayi firmalarının satın alma yöneticilerine uygulanan anketlere dayanan bir bileşik endekstir. İstanbul Sanayi Odası (İSO) ve S&P Global işbirliğiyle hesaplanan Türkiye İmalat PMI’si, yeni siparişler, üretim, istihdam, stoklar ve tedarik süreleri gibi alt bileşenlerden oluşmaktadır.
• 50 üzeri → Sektörde genişleme (iyileşme)
• 50 altı → Sektörde daralma (bozulma)
• 50 → Değişim yok
Bu endeks, GSYH büyümesinin yaklaşık 1-2 çeyrek öncüsü olarak kabul edilir ve reel sektörün nabzını hızlı yansıtır. PMI verileri, enflasyonist eğilimleri de yakından izlemektedir , çünkü girdi maliyetleri ve satış fiyatlarındaki değişimler doğrudan enflasyon dinamiklerini etkilemektedir.
2026 Başında PMI Durumu (Güncel Veriler – Şubat 2026 itibarıyla)
En son açıklanan veri Ocak 2026 dönemine aittir: Türkiye İmalat PMI 48,1 seviyesinde gerçekleşti. Bu değer:
• Aralık 2025’teki 48,9’dan hafif bir gerileme göstermektedir.
• Üst üste 22. ay 50 eşiğinin altında kalmaktadır.
• Daralmanın hızı ılımlı olsa da, imalat sektöründe zayıf talep, yeni siparişlerde düşüş ve üretimdeki azalma devam etmektedir.
Enflasyonist baskılar Nisan 2024’ten bu yana en yüksek seviyelere ulaşmış durumda: Hem girdi maliyetleri (hammadde, enerji ve ithal girdilerdeki artış nedeniyle) hem de satış fiyatları oldukça sert artmaktadır. İstihdamda da daralma sürmektedir. (üst üste 14. ay).
Bu durum, PMI’nin enflasyonist etkisini net gösteriyor: Zayıf talep ve düşük kapasite kullanımına rağmen maliyet baskıları fiyatları yukarı itmektedir. Bu durum da stagflasyon benzeri bir risk yaratmaktadır. – büyüme yavaşlarken enflasyonun direnç halinde yükselmesidir.–
Şubat 2026 PMI verisi henüz açıklanmadı (Mart ayının ilk günlerinde açıklanacak ), ancak mevcut trendin devam etmesi ve daralmanın sürmesi beklenmektedir.
2026 Türkiye Ekonomisi Genel Görünümü ve Enflasyonist Etkiler
2026 yılı için başlıca uluslararası ve ulusal kurumların büyüme tahminleri şu şekilde şekillenmektedir:
• Orta Vadeli Program (OVP 2026-2028) → %3,8
• IMF → %4,2 (önceki tahmin %3,7’den revize)
• Dünya Bankası → %3,7
• OECD → %3,9
• Piyasa ve akademisyen ortalaması → %3,4–4,2 (bazı iyimser tahminler %4,4’e kadar çıkmaktadır.)
Genel konsensüs: Türkiye ekonomisi 2026’da %3,5–4,2 aralığında büyüyeceği öngörülmektedir. Bu tahmini veri ışığında değerlendirme yapılması gerektiğindeyse 2025 yılına göre hafif bir hızlanma anlamına gelmektedir ancak tahmini veri rakamı geçmiş on yılın ortalamalarının (%5+) oldukça altında kalmaktadır.
Enflasyonist etkiler ve tahminler (2026 sonu için):
• TCMB → %15–21 (önceki %13–19’dan revize)
• OECD → %20,8
• Piyasa beklentileri (TCMB anketi) → %23,23
• Ocak 2026 TÜFE (yıllık) → %30,65 (aylık artış %4,84) – dezenflasyon sürüyor ama enflasyon hâlâ yüksek seviyede seyretmektedir.
PMI verilerindeki maliyet ve satış fiyatı artışları, enflasyonun inatçı kalmasının ana nedenlerinden olmuştur:
Zayıf iç talep dezenflasyonu desteklerken, maliyet kaynaklı baskılar (TL’deki kalıntı etkiler, enerji fiyatları, ithal girdi maliyetleri) fiyatları yukarı çekmektedir. Bu durumda da TCMB’nin faiz politikasını sıkı tutmasını gerektirmekte ve reel faizi yüksek tutarak yatırımları sınırlamasını sorunda kılmaktadır.
Stagflasyonist ve Slumpflasyonist Riskler
Türkiye ekonomisi, PMI’nin uzun süreli daralma sinyalleri ve yüksek enflasyon baskıları nedeniyle stagflasyon riskiyle karşı karşıyadır. Stagflasyon, yüksek enflasyonun düşük ekonomik büyüme veya durgunlukla birleştiği bir durumdur.
Ocak 2026 PMI verileri, üretim ve siparişlerdeki yavaşlamayı gösterirken, girdi maliyetlerindeki keskin artış (% Nisan 2024’ten beri en yüksek) enflasyonu körüklemektedir. Eğer dezenflasyon başarısız olursa ve büyüme %3’ün altına düşerse , bu risk somutlaşabilir – örneğin, istihdam kayıpları artar ve tüketim baskılanırken fiyatlar yükselmeye devam eder.
Daha şiddetli bir senaryo olan slumpflasyon ise derin bir ekonomik çöküş (slump) ile enflasyonun birleşimini ifade eder. Küresel yavaşlama (örneğin, Avrupa’daki resesyon), jeopolitik gerginlikler veya enerji şokları durumunda PMI 45 seviyelerine düşebilir. Bu durum ihracatta keskin daralma, iç talepte çöküş ve enflasyonda %25+ seviyeleri anlamına gelebilir. Slumpflasyon, 2008 krizi benzeri bir döngü yaratır: Firmalar iflas eder, işsizlik patlar ve enflasyon mali disiplini bozma riskini beraberinde getirecektir. Mevcut veriler (22 aylık daralma) bu riski düşük ihtimalde tutsa da, küresel belirsizlikler (ABD tarifeleri, yapay zeka yatırımlarındaki dalgalanmalar) tetikleyici olabileceği riskini gözler önüne getirmektedir.
Ana Belirleyici Faktörler
1. Dezenflasyon süreci → Enflasyonun 2026 sonunda %15–21 bandına gerilemesi beklenmektedir. (OVP hedefi %16). Başarılı dezenflasyon → reel faizlerin düşmesi → yatırım ve tüketim artışı
2. İç talep → Hanehalkı harcamaları ve kamu harcamaları büyümenin ana motoru olmaya devam etmektedir.
3. İhracat ve dış talep → Avrupa’daki toparlanma (Avro Bölgesi PMI Şubat 2026’da 50,8 ile 44 ayın zirvesinde) ihracat siparişlerini destekleyebilir.
4. İmalat sektörünün zayıflığı → PMI’nin uzun süre 50 altında kalması, büyümenin tabana yayılmadığını, daha çok inşaat, savunma sanayi ve kamu destekli sektörlerde yoğunlaştığını göstermektedir.
5. Enflasyonist riskler → Girdi maliyetlerindeki artış ve TL’deki değerlenme baskısı fiyatlama davranışını zorlaştırmaktadır.
Maliye ve Para Politikası Önerileri
Mevcut risklere karşı etkili politika müdahaleleri şarttır:
Para politikası tarafında, TCMB’nin sıkı duruşunu sürdürmesi önerilir: Faiz indirimleri ancak enflasyon %20’nin altına kalıcı indiğinde başlamalıdır. Mevcut durumda talep bazlı faiz indirimi yapılmamalıdır. Rezerv biriktirme, likidite yönetimi ve enflasyon hedeflemesi güçlendirilmelidir. Örneğin, forward guidance ile piyasa beklentilerini yönetmek, TL’nin istikrarını artırabilecektir.
Maliye politikasında ise mali disiplin ön planda olmalıdır:
Bütçe açığını %3-4 bandında tutmak için deprem harcamaları dışındaki kamu giderleri kısılmalıdır. Vergi reformları (gelir vergisi tabanını genişletme, vergi kaçaklarını önleme, kayıt dışı ekonomiyle mücadele , devletle vatandaşın güvenini yukarıya çekecek vergi gönüllüğünü artırıcı çözümler üretmek – örneğin vergisini düzenli ödeyen ve doğru beyan eden vatandaşa veya tüzel kişiye vergisel avantajlar sunmak–, dolaylı vergi yükünü azaltarak dolaysız vergi gelirini artırıcı hamleler yapmak , crowding out etkisi yaratan işlemlerde vergi harcamasını azaltarak kalkınması güçlü projelerde vergi harcamasını artırmak gibi ) ile gelirler artırılmalıdır. Yapısal reformlar – eğitim, işgücü piyasası esnekliği ve yeşil dönüşüm yatırımları – uzun vadeli büyümeyi destekleyecektir.
OECD’nin önerdiği gibi, düşük tüketim ve işgücü sorunlarını gidermek için mali teşvikler hedefli kullanılmalıdır. Bu politikalar, stagflasyon riskini azaltarak sürdürülebilir büyümeye geçiş sağlayacaktır.
SONUÇ VE BEKLENTİLER
2026’da Türkiye ekonomisi kırılgan bir dengede (kırılgan resesyon) ilerlemektedir.
PMI’nin 22 aydır daralma bölgesinde olması, enflasyonist baskıların Nisan 2024’ten beri en yüksek seviyede seyretmesi, stagflasyon ve slumpflasyon risklerini artırmaktadır.
Sanayi kaynaklı büyümenin sınırlı kaldığı, ekonominin büyük ölçüde iç talep ile seçili sektörlere dayandığı bir tablo şu anki ekonomik durumu göstermektir.
Pozitif senaryo: Enflasyonda kalıcı düşüş → TCMB’nin faiz indirimlerine geçmesi → PMI’nin 2026 ikinci yarısında 50 üzerine çıkması → büyüme %4’ün üzerine taşıyabilecektir.
Risk senaryosu: Jeopolitik gerginlikler, enerji fiyatlarındaki ani yükseliş veya küresel yavaşlama → PMI 45 seviyelerine dönerse büyüme %3’ün altına sarkabilir; enflasyon %25+ kalır ve slumpflasyon tetiklenecektir.
Kısaca PMI çerçevesinde baktığımızda , 2026 yılı Türkiye için “ılımlı toparlanma ama enflasyonist ve stagflasyonist risklerle temkinli” yılı olarak görünmektedir.
İmalat PMI’sinin 50 üzerine kalıcı çıkış yapması ve maliyet enflasyonunun yumuşaması, ekonominin gerçekten sağlıklı bir büyümeye geçtiğinin en net işareti olacaktır.
Not: Bu değerlendirme Şubat 2026 itibarıyla açıklanan son PMI (Ocak 2026: 48,1), TÜFE (Ocak 2026: %30,65 yıllık) ve kurum tahminlerine ışığında yapılmıştır. Aylık veriler ve küresel gelişmeler ışığında görünümün değişebileceği unutulmamalıdır.
KAYNAKÇA
• S&P Global – Türkiye PMI Ocak 2026 Basın Bülteni
• Trading Economics – Turkey Manufacturing PMI
• İSO – Ocak 2026 Türkiye İmalat PMI Raporu
• Reuters – Turkish Manufacturing Downturn Deepens
• Daily Sabah – Turkish Manufacturing Sector Begins Year in Downturn
• World Bank – Turkey Overview
• IMF – Turkey Growth Forecast
• OECD – Economic Surveys: Türkiye 2025
• Trading Economics – Turkey Inflation Rate
• Reuters – Turkey Central Bank Inflation Forecast
MÜCTEBA ONURHAN ÖZMUMCU
EKONOMİST

