Makro İktisat Vergi

FON KRİZİNİN VERGİ TABANI VE MALİ AKTARIM KANALLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Eylül 2026’da Sermaye Piyasası Kurulu, yedi portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunu tasfiyeye aldı. Bu fonlarda yaklaşık 455 bin yatırımcı vardı ve etkilenen tutar yüz milyarlarca lirayı buluyordu. İlk bakışta konu borsa ve fon piyasasıyla sınırlı gibi duruyor. Oysa birikim eridiğinde harcama kısılır, harcama kısılınca vergi tahsilatı da düşer. Kriz, verginin adil toplanıp toplanmadığı tartışmasını da yeniden açacaktır.

Yüksek enflasyon mevduatın alım gücünü eritince tasarruf fonlara yöneldi. Bazı fonlar az işlem gören ve birbiriyle ilişkili hisselerde yoğunlaştı. Fon alımı fiyatı yükseltti, yükselen fiyat getiriyi kâğıt üzerinde şişirdi, şişen getiri yeni yatırımcı çekti. Ağustos ayında bu hisselere sınır getirilince çıkış talepleri arttı. Fonlar herkese aynı anda ödeme yapacak nakdi bulamadı. Tabloda yazan değer ile ele geçen para birbirinden koptu. Vergi, gerçekleşen kazanç üzerinden alındığı için kazanç kâğıtta kalıp cebine girmeyince matrah da daralacaktır.

İlk etki, fon getirilerinden kesilen stopajda görülecektir. Getiri düşünce veya tasfiye sonrası ele geçen tutar azalınca bugün kesilecek vergi de düşecektir. Yatırımcının elinde kalan kayıp, ileriki yıllarda oluşacak kazancın vergisini de azaltacaktır. Muhasebede görünen değer ile tahsil edilen tutar farklı kaldıkça, beyan edilen gelir ile ekonomik gelir birbirini tutmayacaktır. Fiyatı piyasa değil fonun kendi alımları belirlediyse, bu kazancın gerçekten oluşup oluşmadığı sorusu da yanıtsız kalacaktır.

İkinci etki harcama vergilerinde ortaya çıkacaktır. Birikimi değer kaybeden hane, beyaz eşya, otomobil veya tatil gibi ertelenebilir harcamaları kısacaktır. İktisatta buna servet etkisi denir. İnsan kendini daha yoksul hissedince tüketimi erteler. Tüketim düşünce katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi tahsilatı da gerileyecektir. Vergi gelirlerinin önemli bölümü bu dolaylı vergilerden geldiği için talepteki zayıflama bütçeye hızla yansıyacaktır. Tasfiye sürecinde kamu bankalarının devreye girmesi ve olası kısmi ödemeler ise ayrı bir yük doğuracaktır. Bugün kamunun üstlendiği bu yük, yarın ya borçla ya da yeni vergiyle karşılanacaktır.

Üçüncü etki güven ve kayıt dışılığında görülecektir. Sistem vadettiği nakdi sağlayamayınca küçük birikim mevduata, altına, dövize veya hiç izlenmeyen kanallara kayabilecektir. Soruşturma dosyalarında örgüt, nitelikli dolandırıcılık ve aklama iddialarının bulunması, meselenin basit bir kural ihlali olmadığını göstermektedir. Usulüne uygun beyan edenin yükü artarken boşluktan yararlanan yapılandırma veya denetimsizlikle ödüllendirilirse, vergiye gönüllü uyum zayıflayacaktır. Bu yalnızca bir ahlak meselesi değildir. Tahsilat oranını da düşürecektir.

Bu tablo, denetimin de buna göre kurulmasını gerektirecektir. Fon, kurucu ve ilişkili şirket verileri birlikte okunmalıdır. TEFAS işlemleri, Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtları, bağımsız denetim kâğıtları ve vergi beyannameleri aynı masada eşleştirilmelidir. Aynı yöneticinin fonları az işlem gören bir hissede eşiği aşarsa inceleme kendiliğinden başlayacaktır. Tek başına beyannameye bakmak yetmeyecektir.

Kâğıt üzerindeki fon değeri ile satıldığında ele geçecek değer de dönemsel olarak karşılaştırılmalıdır. Az işlem gören hisseler için bağımsız değerleme ile fiili işlem fiyatı birlikte sunulmalı, aradaki fark belirli bir bandı aşarsa Vergi Denetim Kurulu ile SPK ortak inceleme açmalıdır. Vergi, tabloda yazan getiriye değil, tahsil edilebilen getiriye dayanacaktır.

İlişkili taraf incelemesi de standart hale gelmelidir. Grup içi işlemlerde aranan emsal bedel, fon ile grup şirketi arasındaki akımlarda da aranmalıdır. MASAK’ın şüpheli işlem bildirimi ile vergi inceleme dosyası arasında zorunlu bilgi paylaşımı kurulmalıdır. Aklama şüphesi taşıyan para, çoğu zaman vergi dışına da çıkan kazanç olacaktır.

Tasfiye sonrası hesap bazında iz sürülmelidir. Krizden önce yüksek getiriyi realize edip erken çıkan hesaplar ile zararı üzerinde kalan küçük yatırımcı karşılaştırılmalı, fahiş kazanç elde edip çıkanlar açıklama yapmaya çağrılmalıdır. Amaç cezalandırmak değil, kazancı doğru kişiye ve doğru döneme bağlamaktır.

Son olarak, fon krizinden etkilenen kesimlerin dayanıklı tüketim ve finansman hareketleri KDV incelemelerinde öncelikli gruba alınmalıdır. Hasılatın düşmesi, tek başına inceleme dışı bırakma gerekçesi olmayacaktır.

Fon krizi vergi tabanını üç yerden daraltacaktır. Gerçekleşen kazanç azalacak, harcama kısılacak, sisteme güven zayıflayacaktır. Talebin soğuması kısa vadede enflasyonu yavaşlatsa da, tahsilattaki gerileme kamunun hareket alanını daraltacaktır. Çapraz veri denetimi, gerçek değer mutabakatı ve hesap bazında iz sürme kurulmazsa bu fatura kalıcı bir vergi artışına dönüşecektir. Denetim güçlenmeden konulacak yeni bir finansal işlem vergisi ise sorunu çözmeyecek, yalnızca belirsizliği artıracaktır.

MÜCTEBA ONURHAN ÖZMUMCU

EKONOMİST

Bunlar da hoşunuza gidebilir...